Adlandırılamayan Yeme Bozuklukları

Adlandırılamayan Yeme Bozuklukları

ADLANDIRILAMAYAN YEME BOZUKLUKLARI

Bu kategorideki hastalar, anoreksiya nervoza ve bulimiya nervozanın tüm teşhis belirtilerini göstermiyor, fakat önemli yeme tutum ve davranış bozukluğuna sahip oluyorlar. Bu grup, anoreksiya veya bulimiya nervozaya göre daha az ciddi bir sendrom olarak görülüyor. Her üç hastalıkta da, vücut hoşnutsuzluğunun derecesi ve diğer zihinsel semptomlar arasında benzerlikler bulunuyor. Bazı araştırmaların “başka türlü tanımlanamayan yeme bozukluğu” sonrasında anoreksiya nervoza ve bulimiya nervozanın gelişebilmektedir.

Bu tip hastaların önemli kilo kaybına rağmen kilosu normal sınırlar içerisindedir. Kadınların adet dönemleri düzenlidir. Tıkanırcasına yeme gibi davranışlar haftada ikiden az veya üç aylık sürelerden daha azdır. Normal vücut ağırlığındaki bir kişi, az miktarlarda yedikten sonra düzenli olarak uygunsuz davranışlar yapar. Örneğin 2 bisküvi yedikten sonra kendini kusturur. Büyük miktardaki besinleri yutmadan tekrar tekrar çiğneme ve tükürme davranışı gösterir.

Tıkanırcasına Yeme Bozukluğu

Tıkanırcasına yeme bozukluğu, belli bir zaman süreci içinde hastalarda kontrol hissinin yitirilerek aşırı miktarda gıda alımı olarak tanımlanıyor. Bu hastalar aşırı yeme sonrasında kendini kusturma gibi kilo almayı engelleyici bir çıkarma işleminde bulunmuyor. Bu hastaların bulimik kişilere nazaran obez veya obez olmaya yatkın bireyler olduğunu belirten Uzm. Turacı, hastalığın en büyük belirtisinin tekrarlayıcı tıkanırcasına yeme atakları olduğunu söylüyor: ”atak esnasında hastada kontrol hissi kaybolur. Olağandan daha hızlı yemek, rahatsız olana kadar yemek, aç olunmamasına rağmen aşırı miktarda yemek, çok aşırı yemek yediği için yalnız yemek yemeyi tercih etmek, aşırı yemek yendikten sonra depresyon ve suçluluk hissi gibi belirtiler de tıkanırcasına yeme bozukluğunun belirtileri arasında yer alır. Ataklar 6 aylık bir süre zarfında ortalama haftada 2 gün görülür.”

Gece yeme sendromu

Tıkanırcasına yeme bozukluğuna benzeyen başka bir yeme bozukluğu da gece yeme sendromu olarak adlandırılıyor. Belirtileri arasında sabahları iştahsızlık akşamları, bilhassa akşam yemeğinden sonra aşırı miktarda yemek yeme ve uyku sorunları yer alıyor. Günlük total kalorinin en az yüzde 50’si akşam yemeğinden sonra alınıyor. Sendromun oluşumunda akşam anksiyetesinin payı büyük. Bu hastalarda gece süresince melatonin ve leptin düzeylerindeki artış düşerken, gün içindeki kortizon seviyeleri yükseliyor. Gece yeme sendromu daha çok obez kişilerde görülüyor.

Neden oluşuyor?

Şişmanlık, sosyokültürel baskılar, vücut hoşnutsuzluğu, mükemmeliyetçilik, diyet yapma, ergenlik dönemi ve genetik etkiler yeme bozukluklarının başlıca oluşum nedenlerindendir. Vücut hoşnutsuzluğu ve kilo kaygısı, kişiyi diyet yapmaya yönelttiği için bulimik semptomları artırıyor. Diyet yapmak, tıkanırcasına yeme ve bulimiya başlama riskini artırıyor. Diyet kurallarını bozma da aşırı yemeyle sonuçlanıyor.

Ergenlik döneminde genç kızlardaki yağ dokusunun artması ve erken adet görme gibi faktörler de vücut hoşnutsuzluğu ve dolayısıyla yeme patolojisi gelişmesini sağlayabiliyor. Uzmanlara göre toplumdaki bazı gruplar yeme bozukluğu gelişmesine daha yatkın. Örneğin dansçılar, modeller gibi işleri dolayısıyla zayıf olması gereken kişiler, psikiyatrik bozukluğu olanlar, ailelerinde depresyon, yeme bozukluğu ya da alkolizm görülenlerde yeme bozukluğu hastalıkları daha yüksek oranda görülüyor. Araştırmalar, bulimiklerde alkol, sigara, kafein ve ilaç kullanımının normalden daha fazla olduğunu gösteriyor. Hatta alkolikler ile bulimikler arasında geçişten söz etmek mümkün

Adı Konmamış Diğer Yemek Yeme Bozuklukları Anorexia Nervosa ve Bulimia Nervosa’nın tanı kriterlerine tam anlamıyla uymayan ama her ikisindende bazı özellikleri taşıyan yemek yeme bozuklukları bu kategoriye girer,örneğin birey yemek yeme krizi sonrası bilinçli olarak yediği yemekleri kusar, fakat bu kusma 6 ayda 2 yada 3 kez tekrarlanır. Örneğin bireyin ağzında yemekleri çiğner fakat yutmadan geri çıkartır. İşte bu tür adı konulmamış ve sınıflandırılmayan yemek yeme bozuklukları bu kategoridendir.

Yemek Yeme Krizleri ( Binge Eating ) ve Obezite

Bireyin kontrolsüz bir şekilde ve sürekli olarak aşırı yemek yemesine denir. Yemek yeme krizi bireye bir nöbet şeklinde gelir ve birey yemek yemekten kendini alıkoyamaz. Çok miktarda yiyeceği hızlı bir şekilde yer. Örneğin aç olmasa bile stresini bastırmak için, canı sıkıldıkça yemek yer. Diyet yapar sonra acıkır, acıkınca da yemek yeme krizini önleyemez ve çok kısa bir sürede çok miktarda yiyeceği tüketir. Sürekli yer, kilo alır, diyet yapar. Fakat yediklerini kusmaz ve müshil ilaçları kullanmaz. Araştırmalara göre obezite teşhisi konmuş hastaların %15 inde bu tür yemek yeme krizlerine rastlanmıştır.

OBEZİTE

İngilizce ‘obesite’ kelimesinden gelen “Obezite” vücutta depolanan yağ miktarının çok fazla olması biçiminde tanımlanıyor. Obezite vücudun fiziksel yapısına uymayacak ölçülerde aşırı derecede yağ depolanması sonucunda oluşur.

Uzman doktorlar obeziteyi klinik olarak tanımlamak için kilonun boyun karesine oranlanması (kg/m2) ile elde edilen Vücut Kitle indeksi (VKI) ya da İngilizce adıyla “Body Mass Index”(BMI) değerini kullanıyorlar. Buna göre erişkinlerde vücut kütle indeksi (VKİ)’nin 25’in üzerinde olduğu kişiler aşırı kilolu, 30’un üzerinde olanlar obez olarak tanımlanıyor.

VÜCUT KİTLE İNDEKSİ (VKİ)

Kilonun durumunu saptamak için çoğunlukla vücut kitle indeksinden (VKİ) yararlanılır. Vücut kitle indeksi vücut ağırlığının boyun karesine bölünmesiyle elde edilir:
Vücut Kitle İndeksi (VKİ) (kg/m2)= Vücut Ağırlığı (kg) / Boy (m2)

VKİ:

30.0 ise: Obez (Şişman): Sağlıksız bir kilonuz var, bunun getirdiği ve getireceği sağlık sorunlarıyla karşı karşıyasınız demektir. Beslenme stilinizi değiştirerek ve egzersize daha fazla ağırlık vererek kilo vermelisiniz.

OBEZİTENİN NEDENLERİ

Şişmanlık uzun süren bir enerji dengesizliği sonucudur. Bunun belli başlı nedenleri:

1. Fazla yeme,

2. Fiziksel hareketlerin azlığı,

3. Psikolojik bozukluklar,

4. Metabolik ve hormonal bozukluklar,

5. Kalıtımsal faktörler.

Bu faktörler arasında en önemlisi, fazla yemedir. Birçok kimse yedikleri ve harcadıkları hakkında gerçek bilgiye sahip değildir. Bazıları, fiziksel hareketler için harcanan enerji konusunda da bilgisizdir. Hareket ediyorum diye fazla yemek, bazen farkında olmadan şişmanlığa yol açabilir.
Şişmanlığın kalıtsal olduğu da ileri sürülmektedir. Yapılan bir araştırmada, normal anne babanın çocukları arasında şişmanlık %8-9 iken, anne-babadan birinin şişman oluşunda çocuklardaki şişmanlık sıklığının %40’a, her ikisinin de şişman oluşunda %80’e çıktığı belirtilmiştir. Yalnız, bu durumun kalıtsal bir değişiklikten çok, ailenin beslenme alışkanlıklarından ileri geldiği sanılmaktadır. Genellikle evde pişirilen yemeklerin enerji değerinin yüksek oluşu, ailenin bütün bireylerinin fazla enerji tüketmesine yol açmaktadır.

Genellikle hareketsiz kimseler, hareketli olanlar kadar yemektedirler. Bu durumda, hareketsiz olanların enerji dengesi bozulmaktadır. Ağır işte çalışanlar arasında şişman kimselere çok az rastlanmasına karşılık, oturarak iş gören memurlar ve ev kadınlarında şişmanlığın sık görülmesi, fiziksel hareketlerin, vücut ağırlığı üzerine etkisini açık olarak göstermektedir.
Bazı kimseler üzüntü, sıkıntı ve güvensizliklerini örtmek için fazla yemeye meyilli olabilirler. Bunun tersi durumlar da olabilir. Psikolojik bozukluklar, bazen fazla yemeye, bazen de az yemeye neden olabilir.

Özellikle zayıflama diyetlerine dirençli olan çok az sayıdaki şişmanlıklar hormonal ve metabolik nedenlere dayanır. Bu tür şişmanlık toplumdaki şişmanlık oranlarının çok küçük bir bölümünü kapsar. Bilindiği gibi bazı hormonlar, bazal metabolizma hızını etkiler. Hormonal nedenlerle bazal metabolizmanın yavaş oluşu, enerji harcamasını azaltarak alınan besin öğelerinin bir kısmının depolanmasına yol açabilir. Yalnız bu kişiler, genellikle hareketsizdirler ve şişmanlamaları bu nedene de dayanabilir.

Diyetin protein, karbonhidrat ve yağ içeriğinin şişmanlamada etkili olduğu bilinmektedir. Bazı araştırmacılar, diyetteki protein oranının yüksek, karbonhidrat oranının düşük olması ile daha çok enerjinin ısıya dönüşerek atıldığı fikrini savunmaktadırlar. Diğer bazı araştırmacılar ise, bunun şişmanlıkta bir etkisinin olamayacağı görüşündedirler. Karbonhidratların çok fazla kısıtlanması, organların çalışma sistemlerinde örneğin asit-baz dengesinde bozukluklar yapacağından doğru değildir.

OBEZİTENİN TEDAVİSİ

Amaç kısa sürede fazla kilo vermek değil uzun vadede yavaş ama sağlıklı bir şekilde zayıflayarak ulaşılan kiloyu muhafaza etmektir. Bunun için de gerekli olan yerleşmiş alışkanlıkları değiştirerek yeni bir yaşam tarzına uyum sağlamaktır. Yapılması gereken öncelikle yağ ve kalori miktarı düşük sağlıklı bir beslenme programına başlamak ve aynı zamanda sağlıklı bir yaşamın ayrılmaz parçası olan egzersizle bunu tamamlamaktır.

Unutulmamalıdır ki %5’lik bir kilo kaybı bile obeziteye eşlik eden hastalıklarda (kalp ve damar hastalıkları, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, kanda yüksek oranda yağ bulunması, solunum hastalıkları, eklem hastalıkları, inme, bazı kanser türleri) ciddi iyileşmeler sağlayacak ve yaşam süresini uzatacaktır.

Obeziteyi tedavi edebilmek için çok yönlü bir yaklaşım gereklidir. İlaç sadece bunu önemli bir parçasıdır. Beraberinde yağı azaltılmış düşük kalorili bir diyet,düzenli egzersiz ve yaşam biçimini değiştirmeye yönelik davranış tedavileri ile başarıya ulaşmak mümkündür.

Abdurrahman ALTINDAĞ
Gaziantep Psikiyatrist
Gaziantep Psikoterapist